Uygun Kredi Bak

Uygun Kredi Bak

FETÖcü Ünlü Kaymakamla İlgili Flaş Detaylar

FETÖcü Ünlü Kaymakamla İlgili Flaş Detaylar

Arıcı Çocukların Borazan Ve Tenekeli Kuş Nöbeti

Arıcı Çocukların Borazan Ve Tenekeli Kuş Nöbeti

Kızılay Başkanı Kınıktan Arakan Çağrısı

Kızılay Başkanı Kınıktan Arakan Çağrısı

Yol Kenarında Ağaca Asılı Gelinlik Şaşırttı

Yol Kenarında Ağaca Asılı Gelinlik Şaşırttı

Mehmet Ali Birandın Son Yazısı
  • Ana Sayfa » Haber
  • 17 Ocak 2013 - 19:25:49
Mehmet Ali Birandın Son Yazısı

Sonradan annem anlattı. 9 Aralık 1941 gecesi, Alman Hastanesi’nde dünyaya gelmişim.Gazeteci Mehmet Ali Birand’ın kendi kaleminden hayat hikayesi:Kendimi bildiğimde, Erenköy’de 4 dönümlük bir bahçenin içindeki, her tarafı dökülmekte olan üç katlı köşk- konak karışımı bir evde kendimi buldum. Etrafımda yalnızca annem Mürvet ve ağabeyim Ural vardı. Bir de taVan ili arasında koşuşturan fareler.Babam, ben 2 […]

Mehmet-Ali-Birandin-Son-YazisiSonradan annem anlattı. 9 Aralık 1941 gecesi, Alman Hastanesi’nde dünyaya gelmişim.
Gazeteci Mehmet Ali Birand’ın kendi kaleminden hayat hikayesi:Kendimi bildiğimde, Erenköy’de 4 dönümlük bir bahçenin içindeki, her tarafı dökülmekte olan üç katlı köşk- konak karışımı bir evde kendimi buldum. Etrafımda yalnızca annem Mürvet ve ağabeyim Ural vardı. Bir de taVan ili arasında koşuşturan fareler.Babam, ben 2 yaşındayken kalp krizi netices i ölmüş. Annem 42 yaşında iki çocukla dul ve beş parasız kalmış.[r]. Benim tanıdığımda epeyce yaşlanmış olan köşk, babamın döneminde Erenköy’ün en eğlenceli yeriymiş. Zamanının en tanınmış şarkıcıları, Necmi Rıza Zobu veya Naşit ve Vasfi Rıza gibi tiyatrocuları her hafta toplanıp yemek yer, rakı içer, şarkılar söyler, oyunlar oynarlarmış. Benim hayatıma damgasını vurduğu yıllarda ise aynı köşkün ahı gitmiş vahı kalmıştı.HAYATA TALiHSiZ BAޞLANGIÇAnnem, babamın üç aylıklarıyla bizi ve kendini geçindirmenin çaresizliği içindeydi.Kışları, kömür sobası etrafında toplanıp ısınmaya çalışarak geçirir, haftada bir yanan alt kattaki hamamda yıkanır, günde yalnızca 7-8 defa sefer yapan özel bir otobüsle, kar yağdığında yollar kapanmazsa, 1 saatlik yolculukla Kadıköy’e, oradan da vapurla şehre gidip gelerek yaşardık.işte öylesi karlı bir gece, annem 3 yaşındaki beni yıkamak için soba’nın üstünde su ısıtırken, üstünden atlamaya kalkmışım ve kovayı devirmişim. Kaynar su sol bacağımı yakmış. Böylece, hayatımın gidişini etkileyen, 5 ayrı ameliyat geçirip, toplam 1 yılımı hastanelerde geçirdiğim, ölümün ucundan bir şans eseri kurtulduğum talihsizlik dizisi başlamış.Hayat hep kötü rastlantılarla geçmez tabii. ilk şans, ilkokulu Erenköy Zihnipaşa’da bitirdiktan sonra 1955’te Galatasaray Takımı Lisesine girmemle bana gülmüş. “ Gülmüş” diyorum, zira o dönemlerde hiç farkına varmamıştım. Sonradan, bu gelişmenin beni nasıl değiştirdiğini anladım.HAYATIMI DEĞiޞTiREN 4 KiޞiO şansı bana, dayım Mahmut Dikerdem verdi. Dışişleri Bakanlığında küçük bir diplomattı. oldukça çok para kazanılan bir düzeyde olmamasına rağmen, ablasının küçük oğlunun eğitimini üstlendi. Annemin beni GS Lisesinde okutacak imkanı yoktu. Dayım okul taksitlerini yüklendi.1962’te Lise bittikten sonra, İstanbul ili Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Fransızca bölümüne girerek eğitimimi sürdürmeyi denedim, faka t olmadı. Anamın artık takati tükenmişti. Ne yapıp edip çalışmam gereklidu.ikinci şansım, Kenan inal oldu. Koç Gurubu’nun önde gelen isimlerinden biriydi. Aile dostumuzdu. Vehbi Koç’un benimle ilgilenmesini sağladı.1963’te evve l ingiltere’ye ayağımdan 5 inci ve sonuncu ameliyatımı olmaya gittim. Dönüşümde de Koç Holding’e girecektim. Londra’ya gider iken, GS lisesi yıllarımda tanıştığım Abdi ipekçi, Milliyet’in Londra muhabirliğini verdi. “ilginç şeyler bulursan mektupla bize bildirirsin” demişti. Ben de, ameliyat bir yanda, ingilizce öğrenme ve Milliyet’e mektupla haberler gönderme öte yanda, 1 yılımı tamamlayıp geri döndüğüm 1964 senes i Temmuzunda, Koç Holding yerine, kendimi Milliyet’te buldum.Üçüncü şansımı, yani gazetecilik hayatımı, Abdi ipekçi önüme açtı. Vehbi Koç ile konuşup “ Bırakın bir zaman bizimle çalışsın. iki dili olan genç bir insan. Üstelik gazeteciliği seviyor ve yetenekli görünüyor. Bir deneyelim. Eğer yapamazsa size geri döner” deyip, Vehbi beyin onayını almıştı.GAZETECiLiKTEKi PARLAK DÖNEM…Dördüncü şansım ise, Milliyet’te çalışırken karşılaştığım Cemre oldu. Onunla 1971’de evlendim ve hayat mücadelemizi birlikt e götürdük. Evlilik ile birlikt e cebimizde, Milliyet’in verdiği 500 dolar maaşla Brüksel maceram başladı.Milliyet’in Brüksel’deki muhabiri olmak bana oldukça çok şey kazandırdı. Hem dünya görüşümü etkiledi, hem de oldukça çok şey öğrenmemi sağladı. Eğer Brüksel’e gitmemiş, Cemre ile orada 20 yı l süreyle yaşamamış olsaydım, bugün geldiğim yerde olamazdım.Brüksel’deki gazeteciliğimin dönüm noktası da, 1974 Kıbrıs Harekatı’yla gerçekleşti. Eskiden içine kapanık ve dış ilişkileri sıkıntıl ı olan Türkiye, birden bire dünyanın gündemine girdi. tüm gözler Ankara’ya çevrildi. Hemen her yerde alak a odağı oldu. Amerika’nın silah ambargosu, Kıbrıs konusunu daha da ön plana çıkardı. Uluslararası ilişkiler, o döneme kadar görülmemiş derecede arttı. O zaman da, benim gibi dışarda çalışan gazetecilere ihtiyaç inanılmaz derecede yükseldi. faka t ben de yalnızca Brüksel’de kalmadım, oradaki kurumlarla (NATO ve Avrupa Birliği) yetinmedim. Dışarıda yaşamanın avantajını kullandım görev sınırlarımı genişlettim.Yıldızım parlayıverdi. 1974’ten sonra yalnızca Brüksel değil, sürekli Washington, Atina, Strasbourg’a (Avrupa Konseyi için) gider oldum. Dünyam genişledi. Bilgim arttı.Brüksel, bana yalnızca habercilik açısından değil, kişisel gelişim açısından da oldukça çok yarar sağladı. Çalışma randımanım bazı misli arttı. Zamanımı da iyi kullandığımdan dolayı, art arda kitaplar yazabildim. Zira kalıcı birşeyler bırakmak istiyordum.Brüksel’deki 20 yılım, kişisel olarak üretimimin en üst düzeye çıktığı dönemdi. Yazdığım ve her biri büyük alak a toplayan kitaplarımın listesi bunun kanıtıdır:- 30 SICAK GÜN (1976) ve DiYET (1979) Kıbrıs harekatının perde arkasını, Türkiye’nin harekat sonrasındaki dış ilişkilerini ele alan iki kitap art arda çıktı.- BiR PAZAR HiKAYESI (Türkiye- Avrupa ilişkileri) kitabının ilk baskısı 1978’de yaptı ve 2005’e kadar 10 ayrı baskı yaptı ve her defasında son gelişmeler eklendi. Sonunda TÜRKiYENiN AVRUPA MACERASI (Doğan Kitap) adıyla, Türkiye’nin AB tarihçesini tümüyle içinde biriktiren bir kitap oldu.- EMRET KOMUTANIM (1986) (Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subaylarını nasıl eğittiği ve TSK’nın işleyişini anlatan, TSK ile ilg i lı sivil biri tarafından yazılmış tek kitaptır. Milliyet yayımları)- 12 EYLÜL 04.00 (1983)- APO ve PKK. (1988)32.GÜN’ün GETiRDiĞi ޞÖHRET1985’te, bir adım daha attım ve 32.GÜN adlı, aylık bir haber programını başlattım. Gazetecilik artık beni tek başına tatmin etmiyordu. TVile daha geniş kitlelere sesimi duyurmak istdedim. Uluslararası ilişkileri ele alan ve yabancı devlet adamlarını misafi r eden bir program yaptım. TRT’nin durağan dilinden farklı olduğu için oldukça çok beğenildi. Aslında programı, Avrupa TV’lerinde gördüklerimi örnek alıp, izlediklerimden esinlenerek yapmıştım, faka t program beklemediğim oranda beğeni kazandı ve beni şöhrete taşıdı. Bu programın böylesine başarılı olmasında en büyük katkı Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anat, Ali Kırca, Deniz Arman, Cüneyt Özdemir, RıdVan ili Akar, Musa Çözen, Talip Korkmaz, Sacit Baydar başta olmak üzere, sayısız muhabir, kameraman ve teknisyenden gelmiştir.Yıllar boyunca 32. Gün için konuştuğum ünlülerin listesi epey büyüdü (eski Fransa Devlet Başkanı François Mitterand, Avrupa Komisyonu eski başkanı Romano Prodi, eski Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac, Ürdün Kralı Hüseyin ve oğlu Kral Abdullah, Suriye Devlet Başkanı Bessar Essad, eski Irak lideri Saddam Hüseyin, Rusya Federasyonu eski başkanı Gorbachov, Yeltsin, Filistin lideri Yassir Arafat, Alman Başbakanı Helmut Kohl, Schröder ve eski ingiltere Başbakanı Margaret Thatcher, Karamanlis, Mitsotakis, Rabin, Simon Peres vs…1986’da bir adım daha attım ve Sovyetler Birliği yetkililerini, hem de Milliyet’i ikna edip, Moskova’da da büro açtım. Her ay Moskova’ya gider ve gelişmeleri izlerdim. Tam o sıralarda Gorbaçov dönemiyle birlikt e açılım başlıyordu. Moskova-Brüksel arasında gidiş gelişler bana oldukça çok katkı yaptı. Analizlerim renklendi, bilgi dağarcığım daha da derinleşti. Bir zaman sonra, TV çalışmalarımda, yalnızca 32.Gün’ü yapmak da beni tatmin etmedi. Gazete haberciliği yapar iken nasıl kitap yazıp kalıcı birşeyler bırakmak için çırpındımsa, şimdi de TV programı yanısıra belgesel üretmek için harekete geçtim. 1989’daki KIBRIS Belgeseli, arkasından DEMiRKIRAT (27 mayıs darbesini anlatan çalışma) ve arka arkaya, 12 MART-12 EYLÜL ve ÖZALLI sene ler geldi. tüm bunları Can Dündar ve Bülent Çaplı gibi iki dev ismin sayesinde gerçekleştirebildim.Gazeteciliğimi ve özel hayatımı, uzun zamanda en fazla etkileyen hadi se ise 1988 yılında Lübnan’ın Beka vadisindeki PKK kampında Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiğim ilk röportaj oldu. Öcalan’la o ana kadar kimseye konuşmamıştı. ilk defa Milliyet’e konuşması hadi se oldu. Gazete toplatıldı. Röportajın yayımı yasaklandı. Röportaj bir yandan da hayatımı boyunca asker ile ilişkilerimin bozulmasına sebe p oldu.TÜRKiYE’YE GERi DÖNÜŞž VE KARANLIK YILLAR…Avrupa’da fırtına gibi geçen ve inanılmaz gazetecilik yaşamım 1991 yılına kadar sürdü. Cemre ile artık geri dönme zamanının geldiğine karar verdik. Oğlumuz Umur da ilkokulu bitirmişti. Hayatımızı ya tümüyle Brüksel’de geçirecek ya da geri dönecektik. Geri dönmeyi kararlaştırdık. Avrupa’daki yaşamımız ailece hepimize oldukça çok şey katmıştı faka t yetmişti.1991’in haziranında, istanbul’a yerleştik ve hayatımız tümünden değişti. Doğrusunu söylemem gerekir ki, hayatımız bir yandan karardı, öte yandan da oldukça çok renklendi. Sevdiklerimize yakın olmanın keyfine kavuştuk.istanbul’daki yaşam asıl, uzun seneler dir çalıştığım Milliyet’te ayrılıp SABAH’a geçmem ve 32. GÜN’ü de TRT’den Show TV’ye taşımamla birlikt e oldukça çok değişti. Hem o dönemlerdeki PKK terörünün artması nedeni ile esen fırtınaların arasında kaldım hem de devlet politikalarına muhalif yaklaşımım bana pahalıya mal oldu. sene ler sonra farkına gitti m ki, TRT’de açılan davalarda dahi asker parmağı varmış. Yıllarca, ardı ardına gelen mahkemelerle mücadele ettim. oldukça çok yorucu ve üzücü dönemlerden geçtim.1997’de ünlü 28 ޞubat müdahelesine muhalefetim ve Kürt problemi nda resmi ideoloji ve söyleme karşı çıkmam nedeni ile, asker tarafından andıçlandım. Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlanmış bir komplo sonucu, SABAH’tan kovuldum ve Show TV’deki programım da durduruldu. Asker, Kürt sorunuyla ilg i lı tutumumdan dolayı beni cezalandırmıştı. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar acı çekmemiştim.Bu korkunç olay, bir yandan bana oldukça çok farklı bir dünyayı da açtı.1997 Temmuzunda, askerden korkmayan tek patron sayılan Aydın ili Doğan, CNN TÜRK’ ün kuruluşunda bana görev verdi ve POSTA gazetesinde başyazı yazmaya başladım.Doğan Grubu’yla tekrar dan buluşmak hoştu. CNN TÜRK’te geçen yıllarım da oldukça çok güzeldi. MANޞET adlı günlük siyasi bir talk show yaptım. Program oldukça çok başarılı oldu. 2005’te de, Kanal D Ana Haber Bülteni’nin Genel yayım Yönetmeni ve bültenin Anchor’u oldum. Hiç bilmediğim bir alandı, faka t işin içinden sanırım yüzümün akıyla çıktım.2009’un Ocak ayında, CNN TÜRK tekrar dan hayatıma girdi. Türkiye’de ilk defa uygulanan bir tasarım için kolları sıvadım. Hem CNN TÜRK’ün, hem de Kanal D’nin Genel yayım Yönetmenliğini üstlendim. Ortak bir haber merkezi oluşturduk.Bu satırları yazana kadar da işin başında olduğuma göre, demek ki hala başarılıyım, demektir.Bütün bu yaşam esnasında yüzlerce konferansa katılıp konuşmalar yaptım, ödüller aldım. faka t hiçbiri, Avrupa Konseyinin “Yılın Gazetecisi” (1987) , TÜYAP kitap fuarının “Yılın Yazarı” (1976), Lion klüplerinin Melvin Jones Fellow ödülü ve Fransızları ޞövalye nişanı (1993) kadar beni tatmin etmedi.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz