Uygun Kredi Bak

Uygun Kredi Bak

FETÖcü Ünlü Kaymakamla İlgili Flaş Detaylar

FETÖcü Ünlü Kaymakamla İlgili Flaş Detaylar

Arıcı Çocukların Borazan Ve Tenekeli Kuş Nöbeti

Arıcı Çocukların Borazan Ve Tenekeli Kuş Nöbeti

Kızılay Başkanı Kınıktan Arakan Çağrısı

Kızılay Başkanı Kınıktan Arakan Çağrısı

Yol Kenarında Ağaca Asılı Gelinlik Şaşırttı

Yol Kenarında Ağaca Asılı Gelinlik Şaşırttı

Gündeme Damgasını Vuran Yazılar
  • Ana Sayfa » Haber
  • 17 Ağustos 2013 - 08:25:38
Gündeme Damgasını Vuran Yazılar

9 gazeteden 16 köşe yazarı gündem hakkında bakın ne yorumlar yaptı neler yazdı?GAZETECiLER.COM – Hürriyet‘ten Taha Akyol, Sedat Ergin; Milliyet‘ten Fuat Keyman, Sami Kohen; Radikal‘den Murat Yetkin, Oral Çalışlar; Yeni ޞafak‘tan Yasin Aktay, Müfit Yüksel; Zaman‘dan Abdülhamit Bilici, A. Turan Alkan; Vatan‘dan Ruşen Çakır, Güngör Mengi; Taraf‘tan Yüksel Taşkın, Sezin Öney, Star‘dan Fehmi Koru, Cumhuriyet‘ten […]

Gundeme-Damgasini-Vuran-Yazilar9 gazeteden 16 köşe yazarı gündem hakkında bakın ne yorumlar yaptı neler yazdı?
GAZETECiLER.COM – Hürriyet‘ten Taha Akyol, Sedat Ergin; Milliyet‘ten Fuat Keyman, Sami Kohen; Radikal‘den Murat Yetkin, Oral Çalışlar; Yeni ޞafak‘tan Yasin Aktay, Müfit Yüksel; Zaman‘dan Abdülhamit Bilici, A. Turan Alkan; Vatan‘dan Ruşen Çakır, Güngör Mengi; Taraf‘tan Yüksel Taşkın, Sezin Öney, Star‘dan Fehmi Koru, Cumhuriyet‘ten Nilgün Cerrahoğlu gündem [r] hakkında yazdı.işte o yazılardan hazırlanan derleme:

Taha Akyol – Hürriyet

Çözüm süreci?

Karayılan, Özgür Gündem’de yayımlanan ifadesinde, “yeniden yapılanma sürecine girdiklerini” söylüyor.Bundan ne anlarsınız? Silah bırakma ve silahsız politika süreci yönünde bir yapılanma, değil mi? Öcalan da Diyarbakır ili mitinginde okunan bildirisinde “Silahlı mücadele devri bitti” dememiş miydi?Anca k Karayılan’ın açıklaması şu şekilde:“Her alanda daha fazla ideolojik, daha fazla siyasal, içeriği zengin olan, daha fazla disiplin ve Önderlik çizgisini güçlüce uygulayabilen profesyonel bir gerilla olunması hedeflenmektedir.”Çözüm sürecinin hedefi, PKK’nın silahsız politikae yönelmesi değil miydi? Halbuki PKK’nın kendisi, hedefinin “profesyonel gerilla” olduğunu söylüyor!Karayılan, “yeniden yapılanma”nın içeriğini de anlatıyor. PKK çatısı altındaki fark-lı “komutanlık karargâhları”nın üzerinde şimdi, bir merkezden ve daha disiplinli şeklinde yönetilmek üzere “Halk Savunma Merkezi Komutanlığı’nın kurulduğunu” belirtiyor.Bu “Merkezi Komutanlığın” Kuzey Irak ve Suriye’deki güçler ile “dayanışma içerisinde” olacağını da söylüyor.Karayılan’ın bu sözlerini, PKK’nın 19 Temmuz tarihli “Tutum Belgesi” ışığında okumak lazımdır. Orada, sadece Türkiye’yi değil, Kuzey Suriye (Rojava) ve Kuzey Irak (Başûr) bölgelerini de içine alan bir merkezi strateji ortaya konulmuş, sadece iran’da (şimdilik) pasif kalınacağı belirtilmişti.Belli ki yeni açıklanan “Merkezi Komutanlık”, 19 Temmuz tarihli bu “Tutum Belgesi”nin bir uygulamasıdır.

Yazının tamamını okumak için tıklayınızSedat Ergin – Hürriyet

Güney sınırımızdaki büyük tehlike: El Kaide

Son bir aydır Suriye’nin kuzeyinde oldukça çok deği-şik noktalardan gelen tüm haberler, El Nusra ile PKK yanlısı PYD arasında şiddetli çarpışmaların meydana geldiğini, bölge üzerinde çok büyük hâkimiyet savaşının yaşandığını gösteriyor. En sert çatışmalardan biri Geçtiğimiz ay Ceylanpınar’ın hemen karşısındaki Resulayn’da yaşanmış ve PYD bu çatışmadan galip çıkmıştı.

El Nusra’nın ötek i islamcı gruplar ile birlik-te sınır boyunda Arap yerleşimlerinin de yer aldı ğı Tel Abiyad bölgesinde hâkimiyet kurarak, kuzeydeki Kürt koridoru içerisinde Türkiye’ye açılan stratejik bir tampon bölge oluşturmaya çalıştığı anlaşılıyor. Örgütün, ayrıyetten kuzeydoğuda Irak sınırına yakın Rumeylan petrol bölgesi civarındaki birtakım yerleşim birimlerinde de PYD ile çatışması ilgi çekici bir başka hamleyi oluşturuyor.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Fuat Keyman – Milliyet

Darbeciler Kahire katliamında asıl Mısır’ı öldürdüler

Mısır’ın yeni den seçim sürecine girmesi, bütü n aktörlerin katılacağı bir seçimle, yeni den sivil yönetime, demokrasiye dönmesi oldukça çok zor, hatta imkânsız gibi.

Ortadoğu’nun, Kuzey Afrika’nın, Arap dünyasının bu ehemmiyetli ülkesi, bölgesel gücü, bugün bundan sonra kendi içerisinde iç savaş eşiğine gelmiş ve bölgesi için çok büyük istikrarsıznlık riskine dönüşmüş durumda.

Suriye krizi, Irak’da iç savaş olasılığı ve iran problemi ndan sonra, Mısır’ın bugün karşılaştığı iç savaş riski, bütü n bölgeyi felakete itebilir.

Bu nede n le de dün demokrasi-darbe ilişkisi kuranlar, bugün çok büyük korku ve endişe içerisindeler.

Nahda ve Adeviyye meydanlarında daha ev-vel yapılan iki katliam girişimine, “Darbe Mısır’a demokrasi getirecek” düşüncesiyle sessiz kalan Batı, bugün, korku ve endişe içerisinde.

Darbe Mısır’a, insan trajedisi, bölünmüşlük, belirsizlik ve iç savaş olasılığı getirdi.

Batı bir kere daha Doğu’ya bakışını belirleyen Oryantalizme ve Batı-merkezciliğine mağlup oldu. Arap Baharı sürecini anlayamadığı, Tahrir Meydanı’nı anlayamadığı gibi, darbe yolu ile hükümet değişikliğinin neler getirecebileceğini de anlayamadı.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Sami Kohen – Milliyet

Mısır nasıl bu hale düştü?

Eğer Arap Baharı ile birlik-te demokrasi umutlarının yeşerdiği bir dönemde Mısırlılar siyasi gelecekleri konusundaki tutumlarında bu kadar ayrışmasalardı ve birbirlerine karşı bu kadar zıt gitmeselerdi, şimdiki kanlı bıçaklı duruma gelmezlerdi.

Oysa geçen temmuz ayına kadar işler -birçok sıkın-tı ve aksamalara rağmen- yolunda gidiyordu.

Bir yıllık Mursi iktidarından memnun olmayan, şikâyet eden oldukça çok şa-hıs vardı. Bunlar -büyük sayıda- Tahrir Meydanı’nı doldurdular, Müslüman Kardeşler’in (ihvan) politikalarından duydukları kaygıları dile getirdiler ve sonunda Cumhurbaşkanı Mursi’nin istifa etmesini rica ettiler.

Mursi’nin bu taleplere karşı tepkisi kesin ve sert oldu. Seçilmiş, meşru bir lider olarak, işine bildiği gibi devam etmeye kararlı idi. Kendisini geniş bir kitlenin desteklediğinden de emindi. Nitekim Tahrir Meydanı’nda toplanan laik-liberal eğilimli yüz binlere karşı, Kahire ve ötek i kentlerdeki meydanlarda milyonlarca ihvan destekçisi bir araya geldi. bundan sonra Mısır’da meydanlar, Mısır halkının kutuplaşmış halini yansıtıyordu…

Aslında o sırada bu uyuşmazlığın sokaklarda değil, politika odalarında halledilmesi mümkün olabilirdi: Yeter ki taraflar makul bir çözüm üzerinde uzlaşsınlar…

Oysa bunun aksi oldu: iki taraf da proble-mi masada değil, meydanlarda halledebilecekleri düşüncesiyle hareket etti. Bu zıtlaşmanın temelinde toplumun iki kesiminin uzlaşmasını engelleyen tahammülsüzlük duygusu yatıyor.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Murat Yetkin – Radikal

Mısır’da darbe ve ABD silah ticareti

Ajanslar, BM toplantısından Mısır darbesine sadece üzüntü beyanı çıkmasından Rusya ve Çin’i sorumlu tutuyor. Suriye’deki iç savaşa müdahale konusunda da karar alınması da aynı “içişlerine müdahale etmeyiz” gerekçesine dayanıyor; Rusya’nın Çeçenistan, Çin’in Sincan’daki halina örnek olsun istemiyorlar. Ama Mısır nedeni ile hedeflerin yöneldiği tek ülke var, o da ABD. Perşembe günü, BM toplantısından ev-vel ABD Başkanı Barack Obama’nın Mısır’daki katliamı gecikmeyle de olsa kınayıp bir ortak tatbikatı iptal etmesi, kendi ilkesi ve yönetimi içerisinde dahi tatmin edici bulunmadı. ilerleyen vakitler de ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in, darbeci General Abdül Fettah Sisi ile uzun görüşmeler yaptığı ve Mısır ile askeri ilişkileri sürdürmek rica ettikleri faka t sivillere poli s ekibi ve asker şiddeti devam ettikçe bunun mümkün olmayacağını belirt tiği ajanslara düştü. arkasından ABD Dışişleri, Mısır’a askeri yardımın ‘gözden geçirilmesinin’ söz konusu olduğunu duyurdu. Zaten asıl mesele da bu. ABD sebe p Mısır’a askeri yardımını bir tehdit unsuru şeklinde kullanıp darbeyi, insan hakları ihlallerini engellemiyor? Aynı soru, israil için de Filistinliler ile barış ve yerleşimciler konusu için soruluyor.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Oral Çalışlar – Radikal

Kürtlerin tercihi: BDP mi? HDP mi?

Öcalan’ın ‘Silahları bırakıyoruz’ çağrısı ile başlayan yeni dönemde; BDP de geçmiştekinden daha ehemmiyetli ve etkili bir şekilde bir aktör şeklinde sahnedeki yerini aldı. BDP’nin Türkiye’nin batısında da etkili bir şekilde olan yeni dilinin ve politika tarzının gelişimi; ‘siyaset alanı’nın barış süreciyle doğru orantılı şeklinde genişlemesiyle ilgili. Silahlı çatışma döneminde BDP kaçınılmaz şeklinde etkisizleşiyor, silahların konuştuğu yerde ‘siyaset’ önplanaçıkamıyordu.

ޞu an, BDP’nin, Türkiye’nin batısında (da) en etkili bir şekilde olduğu dönemden geçiyoruz. Bunu değerlendirirken, BDP’nin en uzun yaşayan Kürt partisi olma şansını yakaladığını göz önünde bulundurmak gerekli… 5 yıldır kesintisiz bir şekilde politika sahnesinde yer alan ve en kritik değişimlerin yaşandığı dönemlerde görev üstlenen BDP yönetimi, giderek daha deneyimli bir ‘siyasi omurga’ya dönüşüyor.

Bu koşullarda, BDP’den vazgeçmek ve onun yerine başka bir seçenek yaratmak ne kadar gerçekçi? Böyle bir tercih, Türkiye’nin batısında gerçekten daha fazla ala-ka oluşmasını sağlayabilir, batıdaki oy dengelerini bir ölçüde de olsa değiştirebilir mi? Bundan önemli şeklinde şüphelerim var.

Bugüne kadar Kürt partileri sürekli kapatıldığı için yeteri kadar deneyim biriktirilemiyordu. Ortaya çıkan politikaçiler bir zaman sonra hukuken tasfiye olduklarından, yerlerini daha deneyimsiz isimler alıyordu. ޞimdi deği-şik bir durum var. Geçmiş tecrübe birikimine ilaveten, 5 yıllık BDP tecrübesinin de eklendiği bir süreç söz konusu.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Yasin Aktay – Yeni ޞafak

Firavun’un korkusu, eceline çare değil

Bugün Firavun Sisi’den ibaret değil. Firavun’un kâbusunu gören de sadece Sisi değil. Bugünün dünyası bundan sonra öyle görünüyor ki topyekûn Firavuni bir dünya. Doğal olarak, Firavun’un kâbusunu aynı anda pek çok şa-hıs görüyor.Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin petro-dolar zengini liderleri Firavun’un gördüğü rüyayı görüyor ve Mısır’ın, Tunus’un, Libya’nın, Yemen’in hatta Suriye’nin bahtı kara mazlumlarından kendi gelecekleri için bir tehdit görüyorlar. Bu mazlum ülkelerin uyanışında kendi sonlarının yaklaştığını hissediyor ve akılları sıra tedbirlerini alıyorlar. Aldıkları tedbirler ile kendi mukadder sonlarından kurtulabileceklerini sanıyorlar. Kurtulamıyorlar.Dünyanın her yakınında açlık, zulüm, haksızlık, ahlaksızlık almış başını gidiyorken içine düştükleri refahın kendilerinden geldiğini sanıyorlar. Bunun kendilerine çetin bir imtihan olduğunu dahi anlamış değiller.Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Müfit Yüksel – Yeni ޞafak

Mısır Ordusu: Katliamlar ile nereye kadar?

Asıl itibariyle, Mısır’da yüzyılı aşkındır savaş kazanmamış bir Ordu ili var. 6 Gün savaşında(1967), Gazze ve Sinâ’yı, oldukça çok kötü bir şekilde, yitirdiği halde, 300 uçağı yerde havalanmadan vurulup imha edildiği halde hiç arlanmadı. Mısır ordusu 1973 Yom Kippur Savaşında da ilk ev-vel Sinâ’da Bar Lev hattını aşıp Süveyş’in doğu yakasına geçse de, bu hattı geçen ordu, on gün sonra Sinâ’nın batısına geçen israil askerleri tarafından kuşatılmaktan kurtulamadı. bütü n bunlara rağmen Mısır ordusu hem suçlu, hem güçlü rolünü oynamaya, ülkeyi demir yumrukla yönetmeye, ekonomi ve politikai elinde tutmaya devam etti.Mısır ordusu bu manada pek çok çelişkiyi içerisinde barındıran bir yapıya malik. iç yapısında olan, neredeyse namaz kılmayan subayın bulunmadığı bir dindarlık, ötek i yandan her türlü yolsuzluğun baş aktörlüğünü yapması ve olabildiğince baskıcı, acımasız uygulamaları. Mısır öteden beri bu garip-trajik çelişkileri barındıran bir ülke. 1950’li yıllarda Tara hapishanesinde tutuklu bulunan ihvân üyelerinin bazıları katledilir. Maalesef bu katliamın başrolünde ihvân hareketinin kurucusu Merhum Hasan El-Bennâ’nın kardeşi ve Mısır ordusunda subay olan Yüzbaşı Abdüsselâm El-Bennâ vardır. Böyle bir trajik-garip çelişki başka bir islâm ülkesinde bulunmaz sanırım.Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Abdülhamit Bilici – Zaman

Keşke her şey sandık olsaydı!

Milyonlarca Mısırlının Tahrir’i doldurarak 25 Ocak 2011’de Mübarek’i devirmesinden sonra toplum 5 kez sandığa gitti. Mart 2011’de eski anayasayı değiştiren paket için referandum yapıldı. Yüzde 77 evet çıktı. Kasım 2011’de Meclis seçimi oldu. Müslüman Kardeşler’in partisi Hürriyet ve Adalet, oyların yüzde 37,8’ini aldı. 2 ay sonraki ޞûra Meclisi seçiminde ise oy oranı yüzde 45’e çıktı. Cumhurbaşkanlığı seçimini de yüzde 51,7 ile aynı partinin adayı Mursi kazandı. arkasından yeni anayasa için yapılan referandumda evet oyu yüzde 63,8 idi. kısa olancası, sandıkta sıkın-tı yoktu. Dünyanın hür, adil kabul ettiği tüm bu seçimlerden Müslüman Kardeşler, yani ihvan galip çıktı. Ama bu sonuç, Mursi’nin kendi eliyle atadığı Sisi’nin 3 Temmuz’daki darbesine maalesef engel olamadı. Demirel’in atadığı Evren’in darbesine engel olunmadığı gibi. Temel insan hakları ile çelişmemek kaydı ile demokraside sandık her şey. Ama bu ilke normal demokrasiler için geçerli. Vatandaşın iradesinin seçmen pusulası kâğıdı kadar değer taşıdığı, siyasi iradenin devlet derinden yapılmışnliklerine nüfuz edemediği, askerin sivil iradeye bağlı olmadığı, sivil iradenin yarın başına ne geleceğinden haberdar olabilir kadar istihbarattan mahrum olduğu, medyanın özgür olmadığı, yargının demokratik ve bağımsız bir güç olamadığı ülkeler için bu ilkenin hiç geçerliliği yok.Yazının tamamını okumak için tıklayınızA. Turan Alkan – Zaman

Laik çelişki

Yeri şimdi değilse ne zamandır bilmem, öyleyse konuşalım: Lâyıkı vechile anlaşılma ihtimâli düşük olsa da söyleyeceğim; politikaçilerimizin ağustosta Hacı Bektaş Velî’yi, aralıkta Mevlânâ’yı anma türünden törenlerine katılmalarının hikmeti nedir? Daha doğrusu bu gibi “mesaj verme” törenlerinden uzak dursalar, günün mânâ ve ehemmiyetinden ne eksilir? Hacıbektaşlılar ve Konyalılar, “bu yıl devletlûlardan kimse törene gelmediler, mahzun kaldık” diye darılırlar mı?Ağustosta Alevilerin, aralıkta Sünnilerin gönlüne hoş düşen şeyler belirtil diğinde kim bu söylenenlere hakikat değeri veriyor ki? Partili danışmanlar tarafından önceden hazırlanmış ve bir önceki sene-den pek deği-şik olmayan bu metinler, biraz resmi bayram nutukları ile aynı doğaı taşıyor. Yuvarlak, hamasî ve gerçek düşünceyi taşımayan sözler. Öyleyse niçin her yıl bu ritüel yenide n edilir? Cevabı şöyle olabilir: Çünkü hangi politikaçi gitmezse, gitmiş olan galip, gelmeyen mağlup sayılır gibi bir intibâ doğuyor!Bu törenleri gerçekten samimi insanlara terk etsek iyi olacak. Böylece laiklik ilkesi sonucu yemin-billah etmiş politikaçilerimiz de (CHP’liler de dahil diyecektim, ne göreyim; bu yıl BDP’liler dahi oradaymış; mevcut yoklaması yapılıyor anlaşılan!) konuşurken tek ayak üzerinde durmak eziyetinden kurtulurlar. Partilere tavsiyem hemen teklifimi kabul etmeleridir; belirt tim gitti.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Ruşen Çakır – Vatan

Can çekişen Ortadoğu’yu anlamanın ipuçları

Irak, Amerikan işgaliyle birlik-te yaşamaya başladığı iç savaştan bir türlü çıkamadı; yine her gün onlarca insan yaşamını kaybediyor faka t haber dahi olmuyor.

Suriye’deki iç savaş da bir süredir kanıksanmış durumda. Bunun yerine “Rojava” denilen ülkenin kuzey bölgelerinde Kürtler ile El Kaide ve ona yakın gruplar arasındaki çatışmalar daha fazla ön planda yer alıyor.

Mısır, askeri darbenin arkasından adım adım iç savaşa sürükleniyor. Müslüman Kardeşler’in başını çektiği darbe karşıtı gösteriler ile baş edemeyen askeri rejim katliam sonucu katliam yapıyor.

“iç savaş” denilince akla ilk gelen ülke olan Lübnan da Suriye’deki gelişmelere paralel şeklinde yeniden, ama bu sefer mezhep temelli bir iç savaşın esiri olacağa benziyor.

“Arap baharı”nın başladığı yer olan Tunus da peşpeşe gelen siyasi suikastler nedeni ile tam da yeni anayasasını yapmanın arifesinde istikrarsızlık riskiyle karşı karşıya…

Yazının tamamını okumak için tıklayınızGüngör Mengi – Vatan

Kan lekesiBaşkan Obama, Mısır’la planlanmış askeri tatbikatları iptal ettiklerini açıkladı.

Aynı dışlayıcı kararı Türk hükümeti de aldı.

Başkan Obama ile hürriyet ve demokrasi gibi değerlerin yenide n egemen hale geleceğine ümit bağlayanlar kendilerini kandırmış olduklarını biraz geç fark ettiler.

ABD’nin Ortadoğu’da iki vazgeçilmez isteği vardır; israil’in ve petrol yolunun güvenliğinden hiçbir şekilde taviz verilemez!

Kriz bu güvenlik önceliğini değiştirmedi.

Mısır’daki darbe yönetimi , Amerika’nın müttefik şeklinde kendisine onur vermeyeceği bir yapıdır.

Ama buna rağmen Mısır’ın stratejik önemi, her türlü kusuruna katlanmaya ABD’yi mecbur ediyor.

Dünya Mısır’daki darbeyi açıkça kınamaya Washington’u ikna edememiştir.

Kanaat önderleri bu tecrübenin demokrasiye aday toplumlardaki hevesi kıracağını düşünüyor.

Mısır demokasi yoksunluğundan oldukça çok çekecektir.

Tanrı yardımcıları olsun!

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Yüksel Taşkın – Taraf

inanç ve politika

Kemalistler, türdeş bir ulus yaratma adına bizleri toplum mühendisliğinin hedefi hâline getirmişlerdi. AKP de Cemaat de, devlet eliyle millet- cemaat özdeşleşmesi arayışında benzeri bir toplum mühendisliği hevesine malikler. Elbette bu arayış, maddi çıkarlardan bağımsız ilerlemiyor. Bu kadar güç biriktirmeyi kimse sadece “hizmet aşkı” ya da“millet sevdasıyla” açıklayamaz.Ne var ki tarih sanki bizimle dalga geçiyor: iki aktör de Kemalizm’e özgü tekçi, “hep banacı” tavır ile iktidarı tekelleştirmeye çabalıyor. Böyle olunca reel politik, islam’ın mevcut ve çatışan ideolojilerden sadece birisi hâline dönüşmesi sürecini hızlandırıyor. islam adına hareket edenler, başkalarının maddi ve manevi alanlarına oldukça çok fazla taarruz edince, iran’da yaşandığı gibi dinden uzaklaşma refleksi de güçleniyor. Yakın tarih bize dünyevi alana fazlaca müdahil olan dinî anlayışların, din karşıtlığını da güçlendirdiğini gösteriyor.Sonuç, ara renklerin kaybolduğu, dinî ve seküler cemaatlerin gönülsüz toplamından ibaret bir Türkiye olabilir…

Yazının tamamını okumak için tıklayınızSezin Öney – Taraf

Rekabetçi otoriterlerin ‘adil oyun’ sorunu

Türkiye’de sanki mozaiğin sadece minicik bir parçasına odaklanıyor ve ortadaki siyasi tablonun tamamını kaçırıyoruz.ilkeler sabit olunca, Mısır, Rojava ya dadünyanın herhangi bir yerindeki katliama deği-şik bakmak sözkonusu olmuyor; ama Türkiye’de “egemen” tutum bu değil.Ateş düştüğü, “ilgilendirdiği” yeri yakmakla kalıyor.Toplum genelinde herkesi kapsamı altına alan ve herkesin kapsama alanındaki temel insan hakları ilkelerinin, değerlerinin yokluğu ve bunun yol açtığı yozlaşma, Türkiye’deki siyasi çatışmaların, anlaşmazlıkların, sağırlıkların asıl nedeni.“Neyse ki, yalnız değiliz” diye sevinelim mi?Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Fehmi Koru – Star

ޞeyini şey yaptığımın şeyi

Bizde belli başlı gazetelerin çıkış ve malik değiştiriş tarihlerine bakar iseniz büyük dönüşümlerin hemen öncesine rast geldiğini görürsünüz… Kendilerini ‘merkez’ şeklinde adlandıran medya organları ile ‘devlet’ arasındaki ilinti göz ardı edilecek gibi değildir.Kabuk değiştirip önümüze çıkan hep aynı ‘şey’dir aslında. Temel özel olarakri de aynıdır o ‘şey’in: Din ve din ile bağlantılı her şeye ters bakmak ilk kuraldır… Halka güvenmemek ikinci kural… Ne zaman sıkışırsa ‘devlet’ kucağına sığınmak 3. kural… Çabuk değişmek, ‘sol’ ile ‘seçkinci olmak’ arasında fark gözetmemek, ‘sosyalizm’ derken aslında ‘korporatizm’i kast etmek de var kurallar arasında…

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Nilgün Cerrahoğlu – Cumhuriyet

Mısır’daki kan banyosu

“Gezi” sebebi ile oldukça çok feci bir linç kampanyasının hedefi haline gelen Mehmet Ali Alabora bile öyle ki Mısır’ı, sonunda, “gelinim sana söylüyorum, kızım sen anla” kıvamında… bir “darbe lanetlemesi” çıkışının vesilesi yaptı.

Tekbir seslerinin damga vurduğu “dualı Sisi protestolarına” beri yandan, Başbakan’ın oğlu dahi bizzat katılıyor.

Sözüm ona ne var ki “Mısır’da demokrasiyi katleden darbeyi” lanetlemek ve Mısır’da ölenler için gıyabi cenaze töreni düzenlemek maksadı ile yola çıkan bu protestolar nitelik değiştirerek “Ne darbe, ne demokrasi.. geliyor hilafetin sesi!” ve “Demokrasi eşittir küfür!” söylemiyle, “demokrasi karşıtı” bir şeriatçılık dalgasına dönüşüyor.

Sözde “demokratlık”, “demokrasi” nakaratı ile Mısır darbesine karşı tavır alan çevreler, bir anda bakıyorsunuz “şeriatçılıkta” hizalanıyor.

Mısır kısa olanca bir büyük “bahane” yapılıyor. ޞeriatçılık bu meyanda şahane oluyor…

Her şeyin hesaplaşmaya dönüştürüldüğü Türkiye’de, Mısır da sonunda bir iç hesaplaşma ve kavga malzemesi yapıldı.

Mısır’daki gerçek kavganın boyutları ile dinamiği, kimsenin umuru değil.

Kurtlar sofrası aslında tam da böyle bir yer.

Göz gözü görmeyen bir atmosferde “cambaza… pardon demokrasiye bak demokrasiye” denirken bölgede boydan boya kartlar yenide n dan karılıyor.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz